27 Mart 2010 Cumartesi

Bir piknik hikâyesi

Cumartesiler pikniğe ayrılmıştır. Hayır, benim böyle bir plânım yoktu. Hava yine insanı evden dışarı kapağı atmaya zorlarcasına güzeldi. Balkonun kapısını açtık, mutfak penceresi öteden beri hep açık zaten. Dışarıdan ilkbahar “gel gel” diye tebessüm ediyor, dayanamadık. Kendimizi dışarı attık. En yakın marketten tavuklarımız, etlerimiz...

Hıdırlık, oturduğum eve yakın sayılır. Hem bu güzel havalarda yürüyüş keyifli oluyor. Yürüdük...

Hıdırlık geçmiş yılların aksine bakımsız. Hıdırlık'ın tam ortasında yarım futbol sahası büyüklüğünde bir havuz var. Bu havuz yaz başlarında suyla dolduruluyor. Bizim gittiğimizde içinde su yoktu. Bomboş ve insana hüzün veren bir boşluk duygusu veriyor. Aklımdan “Bu kadar büyük havuz yapmaya ne gerek vardı?” diye geçmedi desem yalan olur. Bu kadar büyük bir yerde yüzlerce ağaç yetişir. Üstelik havuz boş olduğu için bu civarda alkol kullananlar içki şişelerini kırmışlar. Susuz havuzun içi cam kırıklarıyla dolu.

Hıdırlık Afyonluların piknik yapabildiği üç-beş yerden bir tanesi. Belki de en ağaçlık yeri. Hıdırlık dışında insanlar Devlet Parkı'na, Fuar Hastanesi civarına ve ilginçtir, Özdilek tarafındaki şehir mezarlığı önüne piknik için gidiyor.

Biz de bu tatil gününün bir kısmını yukarıdaki fotoğrafda gördüğünüz Hıdırlık'ta geçirdik.

Her piknikten dönen insan gibi üzerimiz mangal kömürü isi kokarak eve döndük. “Artık bana tavuktan ve etten bahsetmeyin, yeter!” diyerekten.

Hiç yorum yok: